14 Temmuz 2011 - 12:18

Suriye de baş gösteren olaylara Hizbullah veya İran penceresinden yaklaşmak insani bir tutumudur? Gibi, Libya, Tunus, Mısır ve Yemen de çıkan olaylarda karşılaşmadığımız bir soru ile karşı karşıyayız. Ülkemizde uzun süredir kamuoyunun bu soru etrafında değişik kutuplara doğru bir ayırım içerisinde olduğunu tespit edebiliriz.

Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA- Suriye’de göstericileri hiç ayrıştırmadan “zalim bir iktidar varsa yıkılsın, Hamas veya Hizbullah’ın zarar görmemesi için Suriye vatandaşlarının zarar görmeleri dilemek insani değil” diye sesini yükselten bir gurup varken. Birde; “zalim bir yönetim ama bu olaylar İsrail merkezli Hamas ve Hizbullah’a yöneliktir bu iki örgüt İsrail’in yayılmacı politikalarını durduran ve kanserin diğer bölgelere yayılmasını engelleyen yapılardır bu yüzden temkinli olalım” mealinde söz sarf eden bir gurup.

Suriye’nin günahlarını konuşmakla bitiremeye biliriz. İngiliz krallığı Osmanlı sonrasında çizdiği haritada ince dengelerle ülkeler imar etmiş, iktidar hırsı ile beslediği zalimler üretmiş can korkusunu içine atıp baskıyı kaçınılmaz iktidar erkinin kırbacı yapmıştır. Bu durum günah üreten fabrikalar gibi ülkeler imar etmiştir.

Eskiden beri yapılan bir hatamızı yeniden diriltirken, bilinçaltımızda gizlediğimiz siyasi veya insani tabularımızı da açığa vurmaya başladık toplum olarak. İrfanda bir kaide vardır; “Kendi günahı ile yüzleşenin, başkasının günahına bakma fırsatı olmaz” diye Türkiye’de İslami “hareketsizlik” düşünce bulanıklıklarına aşırı meydan açmış ve hiçbir İslami ülkede olmayan tartışma zeminlerini tartışma ve analiz etme durumu hâsıl olmuştur milletimizde.

Örneğin; ABD’nin en büyük ortağı veya yamağı olan kendi ülkemizde ABD ile hiçbir mukavemeti göze alamayan, ABD üstlerinin yanlarına ticaret hane açıp işleten bizler, Irak halkının ABD ile savaşmayışını kınadık veya bütün gerilimlere rağmen devam eden İsrail ile ticari ilişkimize rağmen geçmişte İran’ın bazı ülkelerle ilişki içinde olmasını kınadık. Veya diye detaylandıracağımız örneklerimizi uzatmayayım.

Suriye olayları, toplumumuzda halk hareketlerinin yaşandığı diğer ülkelerde takınmadığımız bazı tavırlara sürükledi bizleri bu toplumsal psikoloji Suriye üzerindeki oyunların bir göstergesidir. Aynı tavrı, Bahreyn içinde yaşadık bu olayda insani duruşumuzun bir imtihanıdır.

Garip bir şekilde Türkiye kamuoyunda Suriye olaylarının başarıya ulaşmasına zaman tanımadan başarıyı engelleyen faktörlerin Hizbullah savaşçıları ve İran güçlerinin olduğu yönünde haber ve havadislerin yaygın şekli ile dillerde olduğunu gördük. Oysa Bahreyn de gösterileri bastırmak için Arabistan askeri gücünün açık işgaline eksik tepkiler verdik.

İster istemez bazı fikir sahiplerinin aslında Esat ile değil de, Hizbullah veya İran ile sorunlarının olduğunu gördük bu yaklaşımlarına insani bir kılıf bulup dillendirmeleri bunun gerçeğini değiştirmeyecektir. Bunu kısa sürede öğreneceğiz.

Suriye üzerinden Hizbullah ve İran’a söylemde cephe açmanın ardında bu iki gücün zayıflamasından nemalanacak güçlerin olduğunu söylemeye bile gerek yoktur. Bu fikri tartışmanın kaynağı meçhul değildir. Mutlaka herkes birçok şeyi tartışsın, Hizbullah da tartışılsın ama önce kendimize bakmalıyız, ABD ve İsrail üzerinden muhalif ruh geliştirilip, kendi yaşadıkları, kendi oy kullandıkları partilerle bile ülke ilişkilerinin pazarlığını yapamayan bir iken! Bahreyn’i göremeyen, Arabistan’ın ihanetlerini yeterince tartışamayan biri iken! Suriye konusunda Allahın sunduğu en yüksek desibelle haykırılması soru işaretli bir denklemdir. Diye düşünüyorum.

Batının oyunları ninnileri ile büyümüş bir nesilken, Suriye veya Bahreyn’de mezhebi gerekçelerle oyunlarının göz ardı edilmesine bu zamana kadar bizleri uyuttunuz mu? Bu her alanda iktidar olmanın masum yalanı mı idi? Diye sorular uçuşur aklımın birçok yerinde.

O zaman mezhep belirleyici bir faktördür. Tespiti ortaya çıkar ki! Allah korusun, bu ayrımı yapa yapa adalet diye haykırmak bile kötü bir şeydir. Batının dileği de, muradı da budur.

Neticede sorun ümmetin genel sorunudur. Sınırları şeytanın atına binen bir ülke tarafından yakın tarihte çizilen bu atlasın içinde din ve insan kardeşliği olan tarihi perçinlerimizin omuzlarımızda halen izinin belli olduğu bölge insanların tek başlarına sorunu değildir.

Bir veya birkaç soru etrafında ayrışarak çoğalan farklı guruplar olarak, hareketlerimizle başka bir zümrenin iktidarının pof pofçusu olmak değil, adalet üzerine ve küresel sömürü merkezli bir düşünce ile içimizde ki ayrılığın dışa dönük yüzümüzde aile meselesi olduğu bilincinde hareket etme zorunluluğu ve bilinci ile tavır belirlememiz gerekmektedir.

Batı emperyalizmi diye yıllarca küfür savurduğumuz batının, şeytanın oyunlarını sergilerken takındığı tutumu en azından bizde savunma olarak kardeşlik hukukumuzu işlete bilmeliyiz. Batının en insani örgütleri olan Kızılhaç, UNICEF ve insan hakları örgütlerinin insani tutum karnesine baktığımızda bu durum açıkça ortadadır.

Unutmuyorum birkaç sene evvel, Irak işgalinin yıl dönümde ABD elçiliği önünde eylem kararı almışken, aynı güne denk düşen bir zamanda İngiltere merkezli uluslar arası af örgütü (insan hakları kurumu) bir karar alarak garip bir şekilde Mazlumder’inde Türkiye ayağını üstlendiği ve bütün şubelerimizin nerde ise katılımı ile İran’da idam kararı verilmek üzere olan 4 kadınla alakalı postanelerden İran dış illeri ve elçiliklere faks yağmuru kampanyası yapılmıştı. Irak dramı ne uluslar arası insan hakları örgütlerinde nede ülkemizde gerekli alakayı görmemişti ve halende görmemektedir.

Batının sebep olduğu veya batının işine yarayan katliamların göz ardı edildiği bir insan hakları dili geliştirildi. Geçen sene veya önceki sene yine af örgütü; Suriye zindanlarında bulunan İhvanın bir yöneticisi için kampanya başlattığında. Kendilerine desteğin şartını, Mısır zindanlarında kanser hastası olan ihvan lideri ve kötü muamele gören ihvan üyelerin o çirkin görüntülerin ihvanın kendi sitesinde yayınlanmasının üzerine kampanyaya önce Mısır ziyareti ile başlayalım diyen İHRC’ nin teklifinin hiç duyulmaması ve Suriye kampanyasının son hız devam etmesi garip bi durum idi.

ABD zindanında insanlık dışı bir yöntem ile aklı dengesi yerinde olmayan bir kadının idamına sessiz kalan batılı insan hakları örgütleri, aynı suçtan idam kararı alınmış İran’lı kadın için dünyayı İran üzerine seferber etmeyi başarmışlardı.

Yine Hama’da yaşanan drama, zamanında her yıl gerekli olan tepkiyi veren batılı insan hakları örgütleri! Ne hikmetse, Kürdistan katliamı, Hocalı, bütünü ile Bosna dramına, Bolşevik katliamlarına, atom bombası katliamlarına, Filistin sorunu gibi birçok mevzuda gerekli hassasiyeti göstermemeleri düşündürücü bir hadisedir.

Bu mevzuların birçoğu yaşanan bir gerçektir.

Batının bu ikiyüzlü tavrını ve tutumunu sizlere yeniden anlatmak niyetinde değilim bu değerlendirme ile de Suriye’de yaşanan dramın örtülmesi taraftarı da değilim. Baas zihniyetinin hâkim olduğu her ülkede, son yarım yüzyılda Ortadoğu’da kanın ve zulümun simgesidir. Baas’ın oluşumunda en fazla emeği geçen İngiltere ise masum ve özgürlük dağıtıcısıdır sürekli ne hikmetse.

Hama şehrine giderek ne şekilde olursa olsun otoriteye net tavır koyan batının temsilcileri, Bahreyn’de krala destek ziyareti vermesi garip değilmidir.

Söze şöyle devam etmek istiyorum aşağı yukarı benzeri sözler edilmiştir ama kamu vicdanı ortak akılların bir araya gelmesi ile kendiliğinden oluşan bir tezahürdür.

Suriye’de sorunlar yıllardır devam etmektedir. Oğul Esat aslında tipik bir diktatör değildir. Halka yakın eşi ile birlikte sokaklarda dolanan, açılımlara açık ama başı sürekli beladadır iktidar olalı. Hizbullah-İsrail ve İsrail-Hamas savaşının yanında, Hariri cinayeti ve Lübnan’dan asker çekme gibi uluslar arası sorunlarla uğraşmış vaat ettiği reformlara el sürememiş bir liderdir.

İki iş aynı anda yürüyebilir ama Suriye gibi demir perde ülkelerinin demokratik şartları ve halen görevde bulunan dinozorların varlığı bazı şeylere engeldir.

Yakın zamanda olan olaylara bakınca Tunus hareketlenmesi Suriye de tedirginlik yarattı ise de yaprak oynatmamışken, birden alevlenmesi beklenen bir mesele idi. Kriz yönetmede çok acemi davranan ve İsrail istihbaratın olayları tetiklemesi ile profesyonel olan orduda bile bir dağınıklık, bir panik ortamı oluşturmuştu. Son günlerde biraz daha düzene giren Suriye ordusu, yeniden bir toplu cinayet yapacak gibi durmamaktadır ama yabancı elçilerin son günlerdeki tavrı doğrultusunda baş gösteren olayların bahanesi ile sokak gösterilerini müdahaleye yeterli görmeyen batı bir askeri müdahaleyi tartışıp uygulamaya geçirebilirler.

Bu durum bile İslam âlemi için çok endişe ve utanç vericidir.

Hizbullah, Hamas ve İran üçgenine, zemin görevi gören Suriye hükümeti batının düşmanı olmasına yetecek bir vazife ile görevli iken saldırı merkezinde olması ve yıkılması için bütün dinamiklerin harekete geçmesi nasıl okunmalıdır diye bir soru aklımı sürekli meşgul etmektedir. Baas gitsin diyenler doğru söylemektedir. Ama eksik ve zamansız bir taleptir. İç sorunlarımızın Osmanlı imparatorluğundan bu tarafa batıya ısmarlanması bize şimdiye kadar gittikçe derinleşen iç sorunlar olarak yeniden dönmüştür.

Hamas veya Hizbullah’ın varlık mücadelesi, Suriye halkının yok olması ile doğru orantı damıdır? Onlar var olsun diye bir halkının taleplerini görmezden mi geleceğiz? İsrail illeti sadece Filistin topraklarına kurulmuş bir sömürü değildir. Varlığı bölgeyi tehdit etmekte ve kuruluşu ile birlikte bölgede bir terör havası oluşturarak hem başkalarının yaşam standardını düşürmekte hemde diktatörlerin uzun süreli kalmalarını sağlamaktadır.

Baba Esat, Mısır firavunları, Suudi ailesi, Ürdün, Katar gibi ülkeler yıllarca diktatörlüklerini İsrail korkusu ile halklarına baskı yaparak sürdürmüşlerdir. Son zamanlarında halkanın dışına çıkan Esat ailesi oğul Esat’la birlikte bu Siyonist zihniyete açık yapılan savaşta tarafını belirginleştirmiştir.

Bu tavrından ötürü uluslar arası siyaset alanında gördüğü uygulama STK’lar üzerinden yukarıda verdiğim örnekler gibi sivil baskılarla yıllardır devam etmektedir.

Suriye muhalefeti diğer Arap ülkelerine rağmen daha organize ve daha çok dışarıda lobi yapan bir guruptur. Mısır, Arabistan veya Libya gibi büyük Arap ülkelerin yabancı ülkelerdeki muhalif hareketlerinin sınırlı olmasına dikkat çekersek batı kendi üslubu ile yine gözlerimizin önündedir

Suriye kendi iç dinamikleri ile soru aşacak durumdadır. Dua ve temennilerimizi Allah bilmektedir. Kalplerin sahibi odur ona riya ve yalan söz diyemeyiz. O’nu asla kandıramayız.

O yüzden İslam dünyası artık topraklarına kıtlar ötesi bir müdahaleyi istememelidir. Saklanmış niyetlerin gün yüzüne çıktığı şu günlerde, hoş görü, aile içine daha da lazımdır.